Bartu Çay – VAHŞET

Ahmed Mezid, Onların Şiiri
                                                                               

Daha önce de olmuştu. İsmini bilmediğimiz bir kolejli elindeki beş dolarla bahçemize gelip dövüştürmüştü bizi. Ahmed’le o azgın puştlardan oluşan çemberin ortasına geçip birimiz bayılana kadar yumruklaşmıştık. Ben bayılmıştım. 5 doları Ahmed almıştı. Kanlar içinde yerdeydim. Ayılmam için ayaklarımı havaya kaldırıyorlardı. Parayı veren kahkaha atıyordu. Daha önce de olmuştu. Bayılan yediği dayakla kalıyordu. Bilincim açıldığında çok utanmıştım.


Daha önce de olmuştu ama değiştirecektim. Bu sefer o para benim olacaktı. Ekmeğimi bölüşmek istemiyordum. Önce 5 doları tanımadığı iki insanı dövüştürmek kadar keyfi bir neden için harcayabilen şerefsizin ellerinden sonra da Ahmed’den intikamımı alacaktım. Rövanşa var mısınız dedi. Varım dedim. Bu sefer 10 dolar deyince Ahmed gülümsedi. Aynı çemberi tekrar kurduk. Karşılıklı konuşlandık. Ahmed’in gözüne baktım. Korkuya dair hiçbir şey göremedim. Beni gebertebileceğini düşünüyordu. Başlayın dedi kolejli. Kim bayıltırsa.


Daha önce de olmuştu ve ilk adımı Ahmed attı. Çemberin merkezine yerleşirse beni insanlara doğru itecek ve ileri adımlayarak yumruklayacaktı. Ben savunmaya çalışacaktım yine. En sonunda birimiz tutturacaktık. Önce kanayan korkacaktı. Adrenalin yüzünden acıyı hissetmeyecektik. Dövüş bittiğinde anlayabilecektik ne kadar hasar aldığımızı. Ahmed adımladıktan sonra çemberin merkezine doğru koştum. Bu sefer merkezi ona vermeyecektim. Kaybettiğim günden beri kafamda bu sahneyi oynuyordum. Ahmed üstüne yürürken göğsüne bir tekme atıp nefesini kesecektim. Gerçekten koştu ve sağ tekmemi tüm gücümle savurdum.


Daha önce de olmuştu. Beklediğim gibi olmamıştı işte. Hata yaptığımı anladığımda yerdeydim. Destek ayağıma çelme takıp yere düşürmüştü beni. Tek ayağımı havaya bir tekme için savurmuşken yere kapaklanmıştım. Ahmet, ayağa kalk diye bağırıyordu. Çemberi coşturmak istediğini, beni insanlara eğlendirerek bayıltmayı arzuladığını anlamıştım ve sinirlenmemeliydim. Sinirlenirsem akılla dövüşemezdim. Çemberin içi Ahmet’in evrenine dönüşürdü. Ahmet’in evrenine girersem bayılırdım. Çok güçlüydü.


Ayağa kalktığımda üstüme koştu. Farklı bir şey denemek istedim. Yakıt deposunu boşaltmalıydım. Karaciğerine odaklanırsam belki bir şans yakalayabilirdim. Geri çekilip kapanmaya başladım. Ahmet üstüme çullanıyor, bir boşluk yakalayıp balyoz gibi yumruğunu yüzüme indirmeye çalışıyordu. Daha önce de olmuştu ama karaciğerine vurmayı akıl edememiştim.
Beline kadar eğilip ilk yumruğu indirdiğimde nefesinin kesildiğini anladım. Çemberin kenarından merkeze doğru geri çekildi. Kafamı kaldırıp suratına baktım. Hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Canının acımadığını düşünmemi istiyordu. Çemberin ortasına döndüğünde göz ucuyla kolejli çocuğa baktığını gördüm. Öfkeyle bakıyordu.


Daha önce de olmuştu. Canım yandığında bizi dövüştüren elemana nefretle bakmıştım. Sanki bana Ahmet değil de o vurmuş gibiydi. Ahmed’den nefret edemiyordum. Kim nefret edebilirdi ki? Kim kendisini en iyi anlayan insandan, çemberin ortasında kendisiyle birlikte dövüşen tek kişiden, aynı baskıyı, aynı stresi yaşayandan nefret edebilirdi? Her ne kadar şimdi düşman da olsak, birbirimizi bayıltmak da istesek, biz birbirimize benzerdik. En nihayetinde on dolar için dövüşen iki devlet okulluyduk. Ahmed tekrar koştu üstüme. Nefretle koştu. Sanki beni değil de on doları sallayan çocuğa koşar gibi. Karaciğerini açık bıraktı. Öfkeyle dövüşmek istedi. İzin veremezdim.


Karaciğerine ikinci yumruğu indirdiğimde surat ifadesi değişti. Canının yandığını saklayamamıştı. Yine baktı çocuğa. Öldürmek ister gibiydi bu kez. Bana öyle bakmıyordu. Çemberdekiler böyle bir şeyi akıl etmiş olduğum için desteklemeye başladılar beni. Şimdi ne dediklerini düşünmüyordum işte. Dövüşmeye odaklanabilmiştim. Karaciğere üçüncü yumruktan sonra kafasını hedefleyecektim. O karaciğerine vurmamı beklerken çenesine sağlam bir aparkat çıkaracaktım. Beynine giden sinyalleri kesecektim. Yere düşecekti ve uyandıktan sonraki ilk iki saniye o çığlıkların arasında ne yaşadığını ve neden bayıldığını anlamaya çalışacaktı. Tekrar kapandım ve üstüme koşmasını bekledim. Daha önce de olmuştu. Alışkındım. Koştu üstüme. Beline kadar eğildim. Karaciğeri açıktaydı. Kapandığım yerden hızla sıçradım boşluğu görünce. Yalnızca bir şey daha gördüm sonrasında. Boşluktan suratıma doğru süzülen bir diz kapağıyla karşı karşıyaydım.


Daha önce de olmuştu ve alışamıyordum. Yenilmiştim yine. Uyanıp nasıl bayıldığımı dinleyene kadar ne yaşadığımı anlamamıştım. Ahmed’in evrenine girmişim. Böyle düşünmemi istediği için karaciğerine iki defa vurabilmişim. Beni yemlemişti. Kafamı kaldırıp nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Ahmed yanımdaydı. Biraz önce beni bayıltmak isteyen adam yardım ediyordu sadece. Ayaklarımı havaya dikiyordu. Diğer herkes keyifle izliyordu yaşananları. 10 dolar için çemberin içine ömrümden 3 yıl bırakmıştım. 10 doları da kazanamamıştım üstelik. Böyle düşünürken 2 doları senin kardeşim dedi. Teşekkür ettim. Şimdi izle dedi.


Kolejlinin yanına yürüdü. Yakasına yapışıp ortaya sürükledi. Çemberin içinde üçümüzdük. Ben yerde yatıyordum, Ahmed ve kolejli ayakta karşılıklıydı. Kolejliye bakarak başla dedi Ahmed. Çocuk hayır dedi. Çıkmaya çalıştı. Çember izin vermedi. Kolejli bir on dolar daha teklif etti. Ahmed başla dedi. Yine merkeze, hayatta en sevdiği noktaya doğru yürüdü. İlk adımı attığında bir şey fark ettim


Daha önce hiçbir kolejliyi çemberin içinde görmemiştim.