Yasemin Kara – BİR GARİP GÖÇMEN ANNE
Onların Şiiri, Selva Kolağası
Maraş Proje 7 Göçmen Selva Hanım’ın hayatından esinlenerek yazılmıştır.
“Annee! Annee! ” diye ağlamasına açtım gözlerimi oğlum Seyfullah’ın. Dışarıdan gelen füze sesleri, patlamalar, çığlıklar çok yakındaydı bu sefer. “Anne çok korkuyorum.” diye ağlıyordu. “Tamam oğlum geçti bak sesler geçti. “Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm. Rabbim sen koru beni ve evlatlarımı. Kızlar koştu yanımıza ben dua ederken. “Şeyma kardeşlerin yanında mı?” Her yer çok karanlık hiçbir şey görmüyordum. “Anne buradayız. Ne oluyor anne? ” “Korkmayın yavrularım Rabbim bizi korur. Siz gelin yanıma.” Kollarımın arasına aldım hepsini. Allah’ım, yardım et! Bu yavrularım senin emanetin onları korumama yardım et diye dualar ettim içimden. Çoçuklarımın ağlama sesinden dışarıdaki patlama seslerini duymaz olmuştum. Zeynep bir anda “Anne anne ölüyoruz.” Ev sallanıyordu. Çocuklarla bir sağa bir sola savrulduk. Önce bembeyaz bir ışık aydınlattı etrafı sonra havadan düşen füze sesleri geldi kulağıma ancak o zaman fark edebildim neler olduğunu. “Gidelim çabuk çocuklarım.” dedim bir hışımla, yoksa evin altında kalacaktık çatıya isabet etmişti füze parçası. Şeyma’nın eline battaniyeyi verdim, Gülnar’ın kundağını aldım ve sokağa attık kendimizi. Ayağımıza terlik bile giymemiştik. Ne oluyordu anlam veremiyordum. Bir anda etrafı aydınlatan patlamanın yaydığı ışık o korkunç manzarayı serdi gözlerimizin önüne. Bir tarafta yıkılan ve yanan evler diğer tarafta bağırış çağırış insanlar can havli koşturuyorlardı. “Allah’ım bana yardım et ne yapacağım babaları bizi terk etmiş dört çocukla buralarda.” diye etrafıma bakınırken Ahmad dayım koştu bize doğru. “Selva yeğenim, çabuk olun, gelin bizimle yoksa öleceğiz lâ semeha-llâh (Allah korusun).” Ahmad dayımın evi iki sokak ötedeydi fakat nasıl gittik bilmiyorum. Yürüdükçe ayağımıza taşlar cam kırıkları batıyordu. Sokağın başına geldiğimizde Zeynep çığlık attı çok korkmuştu gördüğü manzara karşısında evladım. Kanlar içinde sıra sıra dizilmiş cesetler, kiminin bacağı kiminin kolu kopmuş yüzleri paramparça olmuştu. İnsan nasıl korkmazdı ki… “Allah’ım sen büyüksün zalimin zulmünden kurtar bizi”. Zeynep’in kolundan tuttum. Ben de korkuyordum ama onları düşünmem lazımdı. Ahmad dayımın evine vardığımızda dayım bana: “Kızım al eksiklerini içerden çocuklara üst baş neyse hemen yola çıkalım. Türkiye’ye gidelim biz de herkes gidiyor. Türkler bize sahip çıkıyormuş orada. Aç susuz kalırız yaşayamayız artık Suriye’de. Hayırsız kocan da kaçtı gitti.” dedi. “Allah senden razı olsun dayı” dedim ve hemen çocukların ayağına bulduğum ayakkabıları giydirdim bindik arabaya. Seyfullah kucağımda yarı baygındı ağlamaktan. Altı yaşında evladımın şahit olduklarına ben bile inanamıyordum. Sesler dışarıda hiç susmuyordu. Yollar paramparça olmuştu. “Rabbi innî eûzu bike. (Rabbim şüphesiz ben sana sığınırım.)” Sabahın ilk ışıklarında dilimde bu duayla ağlaya ağlaya vardık. Arabadan inip gizlice geçtik sınırdan. Yalnız biz değildik aslında bizim gibi yüzlerce insan da vardı. Başka çaremiz kalmamıştı. Suriye’de kalsak ölecektik. Ama kolay da değildi evini yurdunu bırakıp gitmek. Elimizdeki battaniyeden başka hiçbir şeyimiz yoktu. “Anne biz ne yapacağız Türkiye neresi? Ya orada da bize bomba atarlarsa?” diye sorup durdu kızlarım. “Allah bizimledir evlatlarım. Asâ en yekûne’s sabahul hayr. (İnşallah sabah hayırlı olur)” dedim. Ben de bilmiyordum aslında şimdi bizi ne bekliyordu bilmeden canhıraş atmıştık kendimizi Türkiye topraklarına.
Uyandım ki ezan okunuyordu. Yine o günü görmüştüm rüyamda. On üç yıl geçmişti o kötü günün ardından, on üç yıldır bir gurbet kuşuyduk diye daldım düşüncelere. Gurbette kolay geçmemişti elbette. Dayım beni ablamın yanına bırakmıştı ama dört çocukla kalamazdım ablamın yanında onun da çocukları vardı. Allah razı olsun aylarca kahrımı çekti ablam. Beş boğaz yükünü daha onların üstüne atamazdım. Altı ay sonra konu komşunun yardımıyla ufak tefek bir ev kiralamıştım. Allah zeval vermesin bu devlete, bize sahip çıkan o insanlara yardımlarını üstümüzden eksik etmediler. Camide yemek dağıtıyorlardı karnımızı böyle doyuruyorduk. Günler geçip gidiyordu uzun bir süre kendimize gelememiştik. Sadece hayatta kalmak için yaşıyorduk sanki. O kadar çok düşünür olmuştum ki kanser hastalığım nüksetti tekrardan. Üstelik eşim de Türkiye’ye sığındığımızı öğrenince peşimizden geldi. Bize olmadık işkenceleri etmeye başladı. Çalışmıyordu, çalışmayı da sevmezdi. Hasta olmama rağmen beni zorla çalıştırdı. Ona hasta olduğum için çalışamayacağımı söylediğimde beni şiddetle dövdü. Başıma aldığım darbeler nedeniyle sara hastalığına yakalandım. Çalıştığım bazı yerlerde tacize uğradığım için işten ayrılmak zorunda kaldım ve sürekli başka iş aradım. Geçer mi böyle hayat dedim kendi kendime ama geçiyormuş işte. Çocuklarım için geçirdim ömrümü dayaklarla. “Rabbi innî eûzu bike. (Rabbim şüphesiz ben sana sığınırım.)” diye açtım elimi semaya. Ah dedim o kadar cahilmişim ki o zamanlar bilmiyordum bir kadının da eşinden boşanabileceğini. Keşke bilseydim de daha reşit bile olmadan zorla kızlarımı evlendirmesine izin vermeseydim. Daha on beş yaşında Şeyma’mı, on altı yaşında Zeynep’imi evlendirdi zalim adam. Zeynep’im kadersiz yavrum yıllarca çekti kocası ve kayınvalidesinden. Bir de iki kuzusunu da elinden aldılar evladımın. Şimdi evlat hasreti çekiyor Zeynep’im. Allah’ım sen kavuştur torunlarımla kızımı birbirlerine. Hangi birine üzüleyim diğer taraftan Şeyma’m küçük yaşta boşandığı için ciddi psikolojik sorunlar yaşadı bahtsız yavrum. Seyfullah’ım o küçücük evladım şimdi ailesine bakacak oluyor. Ben nasıl kıyarım evladıma zaten kemik tümörü vardı. Hastalığı nedeniyle de eğitiminden geri kalmıştı. “Allahumme’şfi evladi şifaen. (Allah’ım evlatlarıma şifa ver.)”
Yine de çok şükür halime. Bugünlere geldim zorluklarla geldim ama kötüsü kadar iyisini de gördüm bu dünyanın. Eşim para bulamayınca bizi terk edip gitti şükürler olsun. Onun bize ettiği onca acısından onca işkencesinden sonra gidişine şükredilirdi ancak. Ama bu defa öğrenmiştim Asam (Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği) sayesinde eşimden resmi yollarla boşandım. Sağ olsunlar bana dava açmam da yardımcı oldular. Asam çalışanları Ali Bey ve Seda Hanım’ın üzerimde hakkı çok. Bacağımdan ameliyat olduktan sonra çalışamaz olmuştum. Allah razı olsun bana yardım kaydı açtılar. Bu sosyal yardım kartları sayesinde bakabildim evlatlarıma.
Bir iç çektim ne günler geldi, ne günler geçti. Hayır kurumlarının önünde bazen saatlerce ekmek alabilmek için bekledim bazen de küçük bir tüp alabilmek için. “Ömür devam ettiği sürece, fe bi-iznillâhi (Allah’ın izniyle) henüz yazılmamış hikayelerimiz vardır.” dedim ve yerimden kalktım abdest alıp sabah namazını kıldım.
Not: Hikaye karakterin geçmişinden bir rüyayı hatırlamasıyla başlamaktadır. Hikayenin devamında karakterin iç konuşmaları vardır. Ayrıca bazı kısımlarda tırnak içerisinde belirtilen bölümlerde karakterin dışarıya söylediği dua niteliğindeki ifadeleridir.